Konusan Kitap - 
www.kitapdinlermisin.com

5 Şubat 2010 Cuma

UZUN BİR MAYIS SIKINTISI

İletişimsizlik üzerine bir başyapıt izledim bugün: Üç Maymun. İklimler de aslında evlilikteki iletişimsizlik üzerinedir, karakterler iletişim kopukluğu ve gururlarının esiri olarak istediklerinin tersine hareket ederler, değişen iklimler ve mekanların içinde ama Üç Maymun'da dört ikişilik bir aile içi iletişimsizliğe, sıkıntıya, 40 m2'nin dışına çok da çıkmadan yakın çekim yapmayı seçmiştir bu kez. Aslında çok iyi bir fotoğrafçı olan NBC, görselliğin şiirselliğini sinematografik dil olarak kullanır ve bu yanıyla Kim Ki Duk'la da benzeşir. Uzak'taki uzun İstanbul sekansları her biri çerçevelik panoramik fotoğraftır ve İstanbul o ürkütücü soğukluğu ile kahramanına iletişim yorgunluğu ve çaresizlik verir. Uzak'ın fotoğrafçısı da gururundan kaybettiği saati bulduğu halde evdeki hemşehrisine itiraf etmez. Buna karşın içindeki karmaşa onu yorar ve o yorgunluğu bize geçirir. Bu nedenledir ki NBC, samimiyetlerin, susuşların ve söylenmeyenlerin yönetmenidir.

Kırsal sıkıntıları dile getiren ilk filmlerindeki sıkıntı hali devam etmektedir aslında. Sanat dediğimiz içinde yara olan sıkıntıyı özümseyip evrensel dille sunmak değil midir? O halde NBC film serüvenine "uzun bir Mayıs Sıkıntısı" desek yanlış bir şey söylememiş oluruz sanırım. 3 Maymun'daki 4 kişilik aileyi anlatır en çok, ölen çocuğun başrolde olduğunu bile söyleyebiliriz. Aile üyelerinden hiç birinin ondan bahsetmemesine karşın, en zayıf ve üzgün olduğu anlarda yanlarında olduğunu dikkate alırsak, NBC'nin yine konuşulmayanın gizli hançerini yüreğimize batırdığını görmüş oluruz. 3 Maymun'un sembolize ettiği üçlü sorumsuzluk içinde bulundukları olaylar zinciri içinde büyük bir suç ortaklığını doğurur. En büyük işbirliği ve iletişim yönteminin de suç ortaklığı olması filme ayrı bir ironi katarak filmi zenginleştirmektedir.

Başka bir yönetmenin elinde Patronuyla sevişme sahnesinin, hapishane hayatının abartılıp, şoföre hapse girme teklifi geldiğinde yatağına oturup uzun uzun bakması yer almayacağı halde, empati ustası NBC o duyguyu daha filmin ilk dakikalarında geçirir. Aslında yıllarca Türk filmlerinde ağdalandırılan, melodramlarda anlamından koparılan klasik konuyu tersine çevirip, "namus davası" boyutundan çıkarıp, seyirciyi suç ortağı yaparak düşündürmek için tüm işkenceleri uygular. Karakterlerin gerildikleri sahnelerde ani (ve doğal) ter basmalar, gözlere odaklanmalar, önemli sahnelerde çalan telefonlar... Yıldız Tilbe'nin o sınıfa özgü arabesk müziği bile telefon melodisi olarak gerilimi tırmandırmayı başarır.... Patron ve kadının tartışma sahnelerini uzaktan ve bir izleyen gözüyle çalıların arasından göstermesi bizi bir sonraki sahnedeki katil kim sorusuna hazırlarken, özellikle doğaldan daha karanlık ışık kullanılması da filmin dramatik uslubunu arttırmıştır.

Yalnız ve Güzel/İletişimsiz ama Özel/Anlaşılmaz ama İçsel ülkemize hediyedir bu film.

Hiç yorum yok: